Ortodoks Marksizmin sanatsal direnişi / Kemal Okuyan’ın düşündürdükleri / Mehmet Yılmaz

http://www.insanbu.com/a_haber.php?nosu=1339

 

Mehmet Yılmaz

 

Kemal Okuyan’ın “Direnişin sanatı, devrimin sanatı…” adlı bir yazısını okudum SoL Portal’da.Heyecanla, “sanırım TKP sanat konusunda kıpırdanmaya başladı, günceli yakalamaya karar verdi” diye okumaya başlamıştım ki, yazının ortalarında hevesim kursağımda kaldı. Özetle,Haziran (Gezi) Direnişi sürecinde sergilenen sanatsal potansiyeli, protesto heyecanını önemsediğini; ancak bunun yetersiz olduğunu belirtiyor yazar:

“Her şey hazırdı sanki. Barikatlardan yükselen nameler, duvarlara sığmayan dizeler yeni sanatı müjdeliyordu adeta… Oldu mu? Olmadı! Çünkü, çürümeye ve çürüğe, zorbalığa ve zorbaya karşı olmak, yeni hayat için yeterli değildi. Yeni hayata tutunmayınca, sanat istendiği ölçüde özgürleşemiyordu. İşin aslı, sanat, kendi haline bırakıldığında ya da kendisi ile baş başa kaldığında hiç özgür olamadı, olamaz da. Protesto, çıkış için yeterli değil. Nihayetinde bağ, eskiyle kuruluyor. Düşünsenize, ne kadar yaratıcı olursanız olun, Tayyip’e duyulan öfkeden gelişkin sanat çıkmaz. Mücadele güzelleştirir evet ama onun doğrultusu da önemli. Derinlik ve yaratıcı cesaret için devrimci bir perspektif şart.”

Kemal Okuyan bir sanatçı mı, yoksa sanat eleştirmeni ya da sanat tarihçisi mi? Siyasal kimliğinin yanı sıra, belki o özellikleri de vardır, ama ben bilmiyorumdur.  İyi niyetli olduğundan hiç şüphem yok; ama gördük ki, iyi niyet yetmiyor, bilgi şart.  İnsan sanatın özerk dünyasından, kendi iç dinamiklerinden birazcık haberdar olmalı.

“Protesto, çıkış için yeterli değil. Nihayetinde bağ, eskiyle kuruluyor” derken, ne demek istiyor, tam anlayamadım. ‘Çıkış’ derken, bu düzenden çıkışı, kurtuluşu mu kastediyor, yoksa, sanatçı yaratımının başlangıç noktasını, yani, onu tetikleyen şeyi, ilham kaynağını mı? Bu düzenden çıkışı kastediyorsa, bence protesto önemli bir başlangıçtır (yetmez ama evet!). Öte yandan, sanatçıya ilham kaynağı olarak da önemli bir başlangıçtır protesto. Tıpkı ilham kaynakları gibi, çıkış da sürprizlerle doludur (pratik öyle bir şeydir ki, “devrim, sanayinin en gelişkin olduğu ülkede patlak verecektir” şeklindeki teoriyi gözden geçirtir ve “devrim, emperyalist zincirin en zayıf halkasında patlak vermiştir” şeklinde sözler söyletir insana).

Okuyan’ın, “Nihayetinde bağ, eskiyle kuruluyor. Düşünsenize, ne kadar yaratıcı olursanız olun, Tayyip’e duyulan öfkeden gelişkin sanat çıkmaz” saptamasıysa, Marx’ın Balzac hakkındaki düşüncelerini getirdi aklıma. Bilen bilir, Balzac siyasal anlamda gericiydi, çünkü eski düzeni özlüyordu. Bir aristokrat olduğundan, burjuva devrimine karşı çıkmış; bu yüzden, burjuvazinin iç çelişkilerini, kabalık ve düzenbazlıklarını açığa çıkaran yazılar, romanlar kaleme almıştı. Burjuvazinin önerdiği eşitlik, saçma bir düştü ve dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zamanında gerçekleşmemişti Balzac’ın gözünde. Yani, ‘siyasal gericilik’ ile sanatsal ‘ilericiliğin’ buluştuğu bir şahsiyetti o. Balzac görüşlerini inşa ederken, düşünce, ideoloji ve ekonomik yaşam arasındaki karmaşık ilişkiye dikkat etmişti. Özetle, roman ve eleştirilerinde “bir düşüncenin ideolojik olma özelliğini, Marx’tan önce, Marx’ın da kabul edeceği bir biçimde” bulgulayan biriydi Balzac (Bkz:Arnold Hauser, Sanatın Toplumsal Tarihi).  Tabii, bu arada da edebiyat alanında yepyeni bir tarz, bir ‘sanatsal çıkış’ yaratmıştı.

Gezi sanatçıları da benzer davranmadılar mı? Nihayetinde, Balzac kendi koşullarında ne yapmışsa, Gezi sanatçıları da onu yapmıştır. Balzac da Gezi sanatçıları da kendi zamanlarının güncel sanatçılarıdır. Olup bitene, yaratıcı bir tepki vermişlerdir. Daha ne yapsınlar, anlamadım! Üstelik, bizimkiler siyasal anlamda gerici falan değildir. Ayrıca, Gezi’nin sanatsal potansiyeli bir doruktur, bu şimdiden apaçık bir gerçekliktir. Bunu, her şeyden önce, ‘piyasa sanatı’na karşı olanlar görmelidir.

Direnişin yarattığı imgeler ve eylem biçimleri, Picasso’yu, Duchamp’ı, ama özellikle de Beuys’un ‘genişletilmiş sanat’ kavramını ve Abramoviç’in kadın bedenine dikkat çeken gösterilerini ve ilgili kavramları yeniden düşünmemizi sağladı. Beuys’a göre, genişletilmiş sanat; bir yandan yaşam-siyaset-sanat arasına çekilen, sanat için sanat odaklı pürist/modernist sınırın ihlal edilmesi, ortadan kaldırılması; diğer yandan da parti diktatörlüğünün (lider sultasının) aşılması demekti. Çağdaş gösteri sanatlarının başarıya ulaşabilmesinin yolu, dar çevreden taşarak geniş kitlelere ulaşmasından geçiyordu. Duchamp ve Beuys’un iddiaları, her mekânın sanat ortamı, her nesnenin sanat yapıtı ve her insanın sanatçı olabilme potansiyeli taşıdığına ilişkindi. Gezi Direnişinin isimsiz kahramanları bunu kanıtlamakla kalmadılar; steril ve yapay ortamlarda sanat niyetiyle gerçekleştirilen önceki örnekleri aştılar – bizzat yaşamın içinde, yapmacıksız, doğaçlama bir şekilde yarattılar imgelerini.

Okuyan’ın söz ettiği, Lunaçarskiy ve 1917 Ekim Devrimi’nden sonra kurulan işçi iktidarının sanat anlayışına gelirsek: Bir doruktan söz ediyor. Güya bir doruk yaratılmış. Diğer alanlardaki bilgim sınırlı; ama resim ve heykel konusunda, bir ‘negatif doruk’tan, yıkımdan söz edilebilir olsa olsa. SSCB’de de tıpkı Hitler Almanyası’nda olduğu gibi, modern sanat ve sanatçılar aşağılanmış; “soysuz (dejenere) sanat” adı altında sergilenmişti; unutanlar anımsasınlar, bilmeyenler bir zahmet araştırsınlar.

Marksistlerin çoğu 1930’lardan 70’lere hatta 80’lere kadar, özetle, “gerçekçilik ile modernizm (modern/soyut sanat) karşıt kamplardadır. Bunları yan yana getirmeye çalışmak zararlıdır, gericiliktir. Modernizm insanlık dışıdır, seçkincidir” demiştir. Avner Ziss’in ve Moissej Kagan’ınEstetik kitapları bu görüş üzerine inşa edilmiştir örneğin. Tarihsel ve diyalektik materyalizmden hareketle formülleştirilen toplumcu gerçekçilik adına, genel hatlarıyla SBKP ve Jdanov tarafından hazırlanmış ve yönlendirilmiştir bu görüş. Bu yüzden, modern sanatın SSCB’deki ağır topları ya sanatı bırakmış ya da ülkelerini terk etmişti.

Okuyan’ın “İşin aslı, sanat, kendi haline bırakıldığında ya da kendisi ile baş başa kaldığında hiç özgür olamadı, olamaz da” şeklindeki sözleri, yukarıda özetlemeye çalıştığımız geleneğin günümüzdeki yansıması niteliğinde.  Partinin önderliğinde, sanatı boğma içgüdüsünü aynen muhafaza ettiğini görmek hem üzücü hem şaşırtıcı. İnsan kendi tarihinden, yapılan hatalardan biraz ders alır; nerede ne hata yaptık, şimdi nasıl davranmalıyız falan der… Ama görüyoruz ki, kendilerinden çok eminler! Bravo, tam bir bilimsel yaklaşım!

Bunlar adamı bu devirde modernist yapar!

Şimdi bu çevredekilerin keskin birer modernist olduklarını görüyoruz. Günaydın; atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti!

Diyelim ki modernistsiniz; bari öyle davranın (modernizmin baş sloganı “sanat sanat içindir”i anımsayın); Parti’nin görüşlerini sanatçılara dayatmaya; sanatın doğrultusunu belirlemeye falan kalkmayın lütfen.

Daha önce farklı vesilelerle yazdıklarımı harmanlayarak özetliyorum:

Sanat özü itibariyle anarşisttir. Gerçek sanatçı otorite ve gelenekleri eleştirmekten, yaramazlık yapmaktan, hatta saldırmaktan çocukça bir keyif alır; eski köye yeni adet getirir. Bu, sanatın kendi ahlâkıdır, kendini var etme yoludur. Sanatın ahlâkı, bir çeşit anarşizmdir. Sanat tarihi defalarca göstermiştir ki, tıkanıklığı aşmanın, yaratıcılığın başlıca yolu, sanatsal anarşizmden geçmektedir.

Birey olarak ben neredeyim? Büyük resme yukarıdan baktığımda, gördüğüm şu: Postmodern bir sanatçıyım (çünkü postmodern araçları ve temsil biçimlerini kullanıyorum); ama zihnimin kıvrımlarında bazı temel modernist ilkeler, genler taşıyorum – tıpkı bir çocuğun, istese de istemese de, atalarının genlerini taşıması gibi.

Bu genler ‘yenilik’ ve ‘sanatsal özerklik’ genleridir. İktidarın adı ister (solcu, sağcı, dinci, laik, ırkçı, etnik) ‘Parti’, ister ‘Kilise’, ‘Cami’, ‘Cemevi’, isterse ‘Toplum’ olsun; eğer sanatın yaşamasını ve serpilmesini istiyorlarsa, bunlar kendi kurallarını sanata dayatmaktan vazgeçmelidir. Çünkü sanatın kendi ahlâkı, huyu vardır. Onun ahlâkı, özgürlüktür. Ondan uzaklaşmak, sanat için öldürücüdür. Tecrübeyle sabit!

Reklamlar
Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s