Mehmet Yılmaz
GÜ Gazi Eğitim Fakültesi Resim-İş Bölümü emekli öğretim üyelerinden, değerli hocam heykeltıraş Burhan Alkar (1930-2026) 23 Haziran Salı günü Ankara’da aramızdan ayrıldı. Alkar GÜ GEF’de heykel işliğini kurdu, öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’nin birçok yerinde ve yurt dışında anıt uygulamaları gerçekleştirdi. Uzay ve Gençlik Anıtı (ODTÜ, Ankara), Barış Heykeli (Sakarya Caddesi, Ankara), Seymenler Anıtı (Seymenler Parkı, Ankara), Atatürk Anıtı (Avustralya, Sidney) Sevgi Anıtı (Türk Bahçesi, Tayland) bunlardandır. Hoca emekli olduğundan, Gazi Resim’de öğrencisi olamamıştım; ancak 1986’da tanışma ve OSTİM’deki heykel işliğinde yanında çalışma şansını yakaladım; teknik konularda kendisinden çok şey öğrendim.
Anısı önünde saygıyla eğiliyor; bir derleme kitap için yazdığım bir anımı paylaşıyorum (Ah O Zamanlar – Sanatçıların Ankara’sı, e-kitap, Haz. Ulaş Bager Aldemir – Fatma Sıla Sandal, Pinhan Yayıncılık, 2023):
***
HEYKEL, BURHAN ALKAR, BEN
Yıl 1986. GÜ GEF Resim-İş Bölümünde 3. sınıf öğrencisiydim. Anadalım resim, yandalım heykeldi. Bahar döneminin sonlarında günlerden bir gün, bir onarım için evdeki ağaç heykeli okuldaki resim atölyesine getirmiştim.
1. Mehmet Yılmaz, Ayakta Figür, 1985, ağaç, 53,5 x 10 x 10 cm
Ağaç figürü geçen yaz Mersin’deki yarışmalı bir resim/heykel sergisi için babamın Mut’taki marangoz işliğinde yontmuştum [1]. Aynı yarışma için bir de resim yapmıştım. Sonucu öğrenmek için yaklaşık bir ay sonra Mersin’e gittiğimde resme mansiyon verildiğini, ancak heykelin sergiye alınmadığını öğrendim. Kültür Bakanlığı Galerisi Müdürü İlhan Çevik’e nedenini sordum; “Oğlum heykel çırılçıplak, mal-mülk meydanda. Keşke mayolu olsaydı” dedi. Genelde burnunun dikine giden biriydim ama onun uyarısını dikkate aldım. Demek ki basiretim bağlanmış. Ne de olsa İlhan bey Akademi mezunu deneyimli bir ressam, bense ikinci sınıfı yeni bitirmiş bir öğrenciydim. Figürü Mut’a getirip bir ağaç macunu ile erkek figürün önündeki malı mülkü kapattım. Keşke ilk halini korusaydım. Geçmiş olsun.
Başta sözünü ettiğim onarım, işte o operasyonun ikinci aşamasıydı. Macun kuruyup kararmış, ağacın doğal rengi ve dokusuyla uyumsuz bir görüntü ortaya çıkmıştı. Macuna boyayla ağaç görünümü vermek iyi olabilirdi. Bunun için çabalarken, atölye hocam Söbütay Özer “Heykelini Burhan Alkar’a göster. Tesadüf, hoca okulu ziyarete gelmiş. Aşağıda, heykel atölyesinde Sabahat Öner’in yanında oturuyor” dedi. Bulgaristan/Filibe kökenli Burhan Alkar Gazi Üniversitesinde heykel atölyesinin kuruluşunda rol almış. Emekli olduktan sonra Ostim’de bir heykel atölyesi açmış. Ankara ve çevresine yaptığı anıt heykeller varmış. Örneğin, Kızılay/Sakarya caddesinde zaman zaman önünden geçtiğimiz Barış heykeli [2] ve Atatürk Orman Çiftliğindeki Tarımcı Atatürk anıtı onunmuş.

2. Burhan Alkar, Barış, 1977, bronz, Sakarya Caddesi, Ankara
Bir alt kata indim, kendimi tanıtıp figürü uzattım. Her açıdan inceledi. “Oranlarda biraz sıkıntı var ama bu yaşta olur böyle şeyler” dedi. Beğendiği belliydi. “Peki, bunun alçı modeli nerede?” diye sordu. Anlamadım. Meğer heykeltıraşlar ağaç ya da taştan bir figür yontmaya başlamadan önce, canlı modele bakarak kilden bir figür çalışırlar, sonra da onu bilinen yöntemle alçıya aktarırlarmış. Ağaç ya da taşı yontarken, o alçı figürü temel alırlarmış. Yani, kilden yapılan ilk figür özgün; ondan alçıya aktarılan figür kopya; yontularak ortaya çıkan figür de kopyanın kopyasıymış. Ancak, kopyanın kopyası olan bu bronz dökümler, her biri imzalı ve numaralı olduğundan, sanat ortamında özgün kopya olarak kabul edilirmiş. Hiç böyle düşünmemiştim. Nasıl yaptığımı sorduğunda, “Hocam, kardeşim model durdu. Dört ana açıdan kağıda çizimler yaptım. Sonra bunları elimdeki 10x10x55 cm’lik ağacın yüzeylerine çizdim; adım adım ilerleyerek yonttum” dedim. Kil ve alçı aşamasını atlayarak ağacı doğrudan yontmaya giriştiğimi öğrenince daha bir ilgilendi; yaz tatilinde atölyesinde kendisine yardım etmemi teklif etti. Ben şasi, çerçeve ve bağlama gibi bazı siparişleri yapmak için memlekete gitmek zorunda olduğumu söyleyince, “Peki, git işlerini hallet gel; sana şu kadar da yevmiye” dedi. Önerdiği ücret, benim gibi para sıkıntısı çeken biri için harikaydı. Kaldı ki, para vereceğini düşünmemiştim bile. Kaba bir hesapla, üç ay çalışsam, bir yıllık ihtiyacımı çıkarabilirdim. Acaba samimi miydi?
Memlekete gittim, normalde bir ayda yapacağım siparişleri 15 günde bitirip Ankara’ya döndüm ve soluğu Burhan hocanın Ostim’deki atölyesinde aldım. Bir heykeltıraşı cezbedecek nitelikte bir sanayi merkeziydi Ostim; her türlü iş kolu ve elaman mevcuttu.

3. Burhan Alkar, Seymenler Anıtı, 1983, bronz, Seymenler Parkı, Ankara
Açık mekânda, şaha kalkmış bir at heykeli karşıladı beni – Seymenler Anıtı’ndaki atın polyester modeliymiş (3). Ardından, yerde, bronz dökümden yeni çıkmış iki kafa, iki beden ve yanı sıra kollar bacaklar dikkatimi çekti. Bir kaynakçı bu parçaları birleştirmek için uğraşıyordu. Kendi figürlerimle kıyaslayınca, bu parçalar devasa göründü gözüme.
Tulumlu genç bir işçiye Burhan hocayı sordum. İçerideymiş. Beni görünce “Oo, Mehmet’ciğim hoş geldin” dedi; kısaca atölyeyi ve elemanları tanıttı. ODTÜ’ye yerleştirmek üzere Gençlik Anıtı üzerinde çalışıyorlarmış. Yerdeki kafa ve uzuvlar onun parçalarıymış. Sonra, az önceki gence dönerek, “İzzet (Temel) oğlum, birlikte gidin, Mehmet’e bir tulum alın; kendisi bu yaz bizimle çalışacak, yardım edecek” dedi. Şaşırdım. Hemen mi?! Yarım saat önceki merak, tedirginliğe dönüşmüştü. Yüzme bilmeyen birinin aniden suya itildiği hissine kapıldım. Gördüklerim, hem boyut hem teknik olarak beni aşıyordu. Orada, nasıl bir iş yapabilirdim ki?
Korkacak bir şey yokmuş. Bronz döküm ve kaynak hariç, işi hemen kaptım. Burhan hocanın denetiminde, dökümcünün elinden çıkan parçaları kaynakçılar birleştirdikten sonra, İzzet’le birlikte kaynak izlerini taşlama aletiyle heykel dokusu haline getiriyorduk. Yaklaşık 10 günde Gençlik Anıtı ayağa kalktı ve yerine dikildi [4]. Evreni temsil eden yarım bir elips içinde iki genç göklere uzanıyordu. Çağdaş Türk gençliğini böyle imgeleştirmişti Burhan Alkar (Beş yıl sonra, ODTÜ Güzel Sanatlar ve Müzik Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak heykel dersi vermeye başladığımda o anıtla yeniden karşılaştım).

4. Burhan Alkar, Gençlik Anıtı, 1986, bronz, ODTÜ, Ankara
O yaz Altındağ’daki kiralık gecekonduya pek uğramadım; hocanın işliğinde yattım kalktım. “Ekmek elden, su gölden” denir ya, rahatım yerindeydi. Tabii, gecelerin biraz garip olduğunu anımsıyorum. Tek başınaydım. Dışarıdan sızan ışıklar yüzünden, içerideki büyüklü küçüklü heykeller garip yaratıklara dönüşüyorlardı. Sanki canlanıp benimle konuşmaya başlayacaklardı! Nitekim, bir gece gürültüyle uyandım. Işığı açtım. Çankırı için çalışmakta olduğumuz, henüz kil aşamazındaki Karatekin Anıtı’nın [6] figürlerinden birinin kolu düşmüş! Hoca öğleye doğru geldiğinde, gördüğü manzara karşısında bastı kahkahayı. Küçük bir kazaymış. Kil kütlesinin ağırlığı yüzünden iskelet demiri kaynak kısmından ayrılmış. El mahkûm, kolu yeniden çalıştık.

5. Burhan Alkar, Karatekin Anıtı, 1986, kil aşamasında. Soldan sağa: Burhan Alkar, İzzet Temel, Ahmet Kara, Mehmet Yılmaz
Burhan hoca iyi ki beni davet etmiş atölyesine. Hem bir anıtın baştan sona nasıl meydana getirildiğine ilişkin teknik süreci öğrenmiş, hem de okulun dışındaki sanat dünyasının bir yüzünü –anıt piyasasını– görmüş oldum. Para falan düşünmeksizin biz okuldaki fildişi kulemizde çalışırken, demek ki dışarıda böyle bir ortam varmış. Yardımcılar dökümden çıkmış bronz üzerinde çalışırken, Burhan bey de bir sonraki anıtın maketiyle uğraşırdı. Zaman zaman sipariş sahipleri gelir, hocadan bilgi alırlardı. Hoş sohbet, esprili biriydi.
Burhan bey gece tipi denen cinstendi. Genelde atölyeye öğle dolayında gelir, ıvır zıvırla zaman geçirdikten sonra ikindiye doğru hareketlenir, gece yarılarına kadar da çalışırdı. Emekli olmuş biriydi ama gücü ve azmi yerindeydi. Gündüz tipi biri olarak, başlangıçta biraz zorluk çektiğimi itiraf etmeliyim.
Sanat hakkındaki görüşlerini ve başından geçenleri paylaşırdı bizimle. GÜ Resim-İş Bölümünden mezun olduktan sonra Erzurum’da resim öğretmenliği yapmış. Zamanla resimden çok heykelle ilgilenmeye başlamış. Gazi’de asistan olunca ihtisas için Paris’te Julien Akademisi (1960-61) ve Güzel Sanatlar Akademisinde öğrenim görmüş (1961-65). Orada kaldığı süreçte her fırsatta müzeleri, özellikle de Louvre’u ziyaret etmiş. Başlangıçta Yunan ve Roma eserlerini incelerken, bir süre sonra ilgisi Mısır eserlerine kaymış. Mısır heykellerindeki geometrik yapı, daha bir anıtsal gelmeye başlamış gözüne. Modernlerden de en çok Ossip Zadkine’den (1890-1967) söz ettiğini anımsıyorum. Belli ki etkilenmişti onun geometrik soyutlamalarından.
Anıt yapmaktan memnun muydu? Sanırım fena kazanmıyordu. Ancak yemek ve çay sohbetlerinden aklımda kaldığı kadarıyla, sanattan anlamayan müşterilerle uğraşmaktan, onlara dil dökmekten usanmıştı. Kimseye hesap vermek zorunda kalmadan daha özgün işler yapmaktı özlemi. Siyasal gidişat yüzünden (daha doğrusu, sayesinde) bu şans ayağına geldi. CHP’li belediyelerin yerine Erbakan’ın Refah Partili belediyeleri iş başına gelince anıt işleri kesildi; hoca da aklındaki heykelleri yapmaya koyuldu. Küçük bronz işler dökebilmek için atölyenin bir köşesini uygun hale getirdi. Mum yok etme tekniği konusunda deneyler yaptı, sonuç aldı. Bu yöntemle, tek parça ve içi boş olarak, et kalınlığı incecik heykel dökmek mümkündü. Bana hediye ettiği Çellocu Kadın, o teknikle elde edilen özgün kopyalardan biridir [6].

6. Burhan Alkar, Çellocu Kadın-1, 1996, bronz, 24 x 11 x 9 cm
Çağdaş sanattaki aşırı deneysel örneklere mesafeliydi. Batı’da neyse de, bu tip işlere Türkiye’nin henüz hazır olmadığını düşünüyordu. Heykel hakkındaki deneyim ve görüşlerini kitaplaştırmak istediğinden söz ederdi (2017’de bunu gerçekleştirdi).
İyi bir patrondu. Bana önerdiği ücreti fazlasıyla ödedi. Onun sayesinde son sınıfı rahatça okudum. Yüksek lisans aşamasında, yanında çalışmadığım zamanlarda bile hiç karşılık beklemeden destek oldu.
Tanışmamıza vesile olan ağaç heykele gelince: Onardığım haliyle kalmadı; 1989’da bir dönüşüm daha geçirerek yeni bir işin parçası haline geldi [7]. Şimdi düşünüyorum da, meğer o hali, yıllar sonra yapacak olduğum (heykel/kütle, mimarî/mekân ve resim/yüzey ilişkisini araştırdığım) Heymimres dizisinin köklerinden biriymiş.

7. Mehmet Yılmaz, Üç Film Birden, 1985-1989, ağaç, sunta, kumaş, boya, basılı kağıt, yapışkan, menteşe, vernik, 63 x 30,5 x 30,5 cm
